En Yeni Film Haberleri

Ayvalık Film Festivali’nin 4. Gününde Neler Oldu?

Seyir Derneği tarafından düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin dördüncü günü de dopdolu programıyla sona erdi!

Ayvalık Film Festivali’nin dördüncü gününde, uluslararası seçkiden heykeltıraş, şair ve romancı Brian Catling’in kitabından uyarlanan Earwig izleyiciyle buluştu. Film, Lucile Hadžihalilović’in gizemli ve düşsel dünyasından uzun süre saklanmış sırlara ve yeniden uyanan anılara dair büyüleyici bir masal sunuyor. 2021 San Sebastian Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Earwig, daha açılış jeneriğinden izleyiciyi bir tür transa, rüyaya, kâbusa ya da bir hipnoz ışığını takip etmeye çağırıyor.
Andreas Dresen’in ödüllü filmi Rabiye Kurnaz George W. Bush’a Karşı da Eski Köylü Pazarı’nda ücretsiz olarak gösterildi. Film, 20 yıl önce Pakistan’da yakalanarak Guantanamo toplama kampında tutulan Murat Kurnaz’ın davasını, annesi Rabiye’nin oğlunu kurtarmak için verdiği mücadele üzerinden takip ediyor. Bu hikâyeyi dramatiklikten uzak, komedi dozu yüksek bir yapıda anlatan filmin başrol oyuncusu Meltem Kaptan, Berlin Film Festivali’nde En İyi Başrol Oyuncusu Ödülü kazanırken, film En İyi Senaryo ve Sanat Sinemaları Birliği Ödülü’ne layık görüldü.

Festivalin Bu Dünyanın Çocukları Bölümü kapsamında; Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel ve İstanbul Film Festivali Belgesel Film Yarışması’nda Mansiyon Ödülü’ne layık görülen Her Şey Dahil gösteriminin ardından yönetmen Volkan Üce merak edilenleri anlattı. Belgesel, izleyenleri Türkiye’nin farklı köşelerinden gelen mevsimlik işçi çocukların her şey dahil bir otelde çalıştıkları iki sezonu konu ediyor. Gösterim ardından gerçekleşen söyleşide yönetmen Volkan Üce, “Her Şey Dahil oteli modern dünya olarak gösteriyorum. Masum çocuklar dünyaya girince dünya onları ne kadar çabuk bozuyor ve nasıl bozuyor bunu vermek istedim. Bu yüzden Her Şey Dahil benim için çok güzel bir mikrokosmos oldu” dedi.
Cannes Film Festivali’nde 75. Yıl Özel Ödülü’nü kazanan Jean-Pierre Dardenne ve Luc Dardenne’ın, göç dalgasına kapılarak ülkelerinden birlikte kaçmış, aralarında kan bağı olmamasına rağmen Avrupa’da oturma izni alabilmek için kardeş olduklarını kanıtlamaları gereken Tori ve Lokita isimli iki çocuğun hayat mücadelesini anlatan Tori & Lokita da festival kapsamında seyircisiyle buluştu.
Festivalin dördüncü gününde belgesel seçkisinde, Cem Kaya’nın bu yıl Berlinale’nin Panorama bölümünde gösterilen ve Seyirci Ödülü’ne layık görülen üçüncü belgesel filmi Aşk, Mark ve Ölüm gösterildi. Belgesel, 1961 tarihli Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması’nın ardından Türkiye’den Almanya’ya göçenlerin, onların çocuklarının ve torunlarının yaşattığı bağımsız müzik kültürünün hikâyesini sunuyor. Goethe işbirliği kapsamında gösterilen filmin öncesinde Kino 2022 Proje Koordinatörü Engin Ertan bir sunum gerçekleştirdi.

Festivalde, son dönemin çok konuşulan yerli yapımlarından Çilingir Sofrası ve Ela ile Hilmi ve Ali de ilgiyle izlendi. Uzun yıllardır görüşmeyen iki lise arkadaşını bir rakı masasında buluşturduğu “özgür ve toksik maskülenliğin olmadığı bir coğrafyada yaşanan hayatlar ve hikâyeler nasıl değişirdi” sorusunu sorduran Çilingir Sofrası’nın gösterimi sonrası yönetmen Ali Kemal Güven, yapımcı Seda Özkaraca, kurgucu Selda Taşkın ile dört gün önce Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü paylaşan oyuncular Ahmet Rıfat Şungar ve Barış Gönenen izleyicilerin sorularını yanıtladı.
Ali Kemal Güven, Ahmet Rıfat Şungar’ın sinemaseverlerle birlikte olabilmesi adına bugün Almanya’dan geldiğini de belirtti. Şungar seve seve geldiğini belirterek, festivalde bulunmaktan çok mutlu olduğunu belirtti. Sözlerine “Filmden sonra da birçok şeyi düşünmeye devam ettim. Ben de kendim olmakla ilgili yürüdüğüm yolu hâlâ anne ve babama çarparak yürüyenlerden biriyim. Bu filmde bana en çok dokunan şey, kendin olmakla ilgili bunca sorun yaşanan bir coğrafyada, Ali Kemal’in çok güzel ve çok basit bir yerden yazdığı ve duygu sömürüsü yapma derdi olmadan anlattığı bir hikâye içerisinde olmak ve bunla ilişki kurmaktı.” şeklinde devam etti. Ali Kemal Güven, Barış Gönenen’in başından beri projenin içinde olduğunu, filme sonraki aşamada dahil olan Ahmet Rıfat Şungar’la ilgili “Rıfat’la Almanya’da yaşadığı için zoom üzerinden görüşmemizi gerçekleştirdik. Bir insanı sevmek, bir insana özlem duymak, bir insanın sürekli hayatın her noktasını hatırlamak nedir üzerine konuştuk. Ve ben normalde kimseye ilk görüşmede böyle bir şey söylemem ancak toplantıdan sonra bu rolü ne olur sen oyna dedim” diye konuştu.

Yapımcı Seda Karaca filmi beş gün ve beş gecede çektikleri bilgisini paylaştı. Barış Gönenen filmin çekim süreciyle ilgili “Biz hiç prova yapmadık. Özellikle de Ali Kemal bizim yan yana gelmememizi rica etti. Çünkü 17 sene görüşmedikten sonra karşı karşıya gelmekteki o anı o hissi aradı” sözleriyle sinemaseverlere aktardı. Her iki oyuncu da tiyatro kökenli olmalarının bu filmdeki yakaladıkları enerjinin kaynağı olduğunu ve küçük bir ekiple çalıştıklarını ve çekimde tüm ekibin aynı duyguyla çalıştığı bir aşk hikâyesi çektiklerini söylediler.
Mey|Diageo’nun katkılarıyla bu yıl ilk kez “Yeni Bir Yönetmen” başlığıyla verilen ödülün sahibi olan, başrollerini Ece Yüksel, Serkan Keskin ve Denizhan Akbaba’nın paylaştığı Ziya Demirel’in ilk uzun metraj filmi Ela ile Hilmi ve Ali de gösterildi. Film, aynı apartmanda yaşayan farklı yaşlara ve dünyalara sahip Ela, Hilmi ve Ali’nin peşinde karanlık, kışkırtıcı ve kara mizahı bol bir hikâye anlatıyor. Filmin gösterimi sonrasında, yönetmen Ziya Demirel, senarist Nazlı Elif Durlu, oyuncular Denizhan Akbaba, Ece Yüksel ve kurgucu Selda Taşkın izleyenlerin sorularını yanıtladı.

Seyirciden gelen karıncaların simgesinin ne olduğuyla ilgili soruya Ziya Demirel, “Metaforlar konusunda onları düşünmeden de karakterlerin onlarla iletişimlerinin manası olmasını gerektiğini düşünüyorum. O anlamda aslında Ela karakteri için biraz bazı öfke dışavurumları, kendini güç hissetme gibi psikolojik etkileri varken, diğer anlam olarak biraz deprem ve depremle yaşadığı yasla ilgisi vardı” şeklinde görüşlerini aktardı. Denizhan Akbaba filmi 19 günde çektiklerini belirtti. Ece Yüksel canlandırdığı karakter için “Provalar yaptık. Yas süreciydi Ela’nın. Ziya’yla birebir Ela’yı da çalıştık. İlk okumada anlaşılabilecek bir karakter değildi çünkü” şeklinde ifade etti.
İlk Filmler seçkisinden ise Charlotte Wells’in, Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası kapsamında gösterilen ve çekimleri Muğla’da yapılan duygu yüklü filmi Güneş Sonrası gösterildi. Film, annesi babası ayrı olan bir kız çocuğunun babasıyla Türkiye’de çıktığı acı-tatlı bir tatili anlatıyor.

Kaynak: Beyaz Perde

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu